Teneke Müzesi | Türk Teneke Ambalaj Tarihçesi | Tenekeci esnafı
15803
page,page-id-15803,page-template-default,ajax_fade,page_not_loaded,,vertical_menu_enabled,no_animation_on_touch,paspartu_enabled,paspartu_on_top_fixed,paspartu_on_bottom_fixed,vertical_menu_inside_paspartu,side_area_uncovered_from_content,qode-theme-ver-7.4,wpb-js-composer js-comp-ver-4.5.2,vc_responsive
 

Tenekeci esnafı

 

Hem kutu, hem de çeşitli ev eşyalarının yapılmasına yönelik olarak gelişen tenekecilik, Osmanlı devrinde daha çok Yahudi cemaatinin icra ettiği bir meslekti. Bu durum Cumhuriyetin ilanından sonra da uzun yıllar aynı şekilde devam etmiş ve teneke kutu işi özellikle bir Musevi mesleği olarak tanınagelmiştir. Tenekecilik başta İstanbul olmak üzere bazı büyük şehirlerde, fakat en çok da zeytinyağının merkezi olan Batı Anadolu bölgesinde ve dış ticaretin geliştiği liman kentlerinde gelişmiştir. Nitekim Osmanlı döneminde bu alanda öne çıkan şehirler arasında İstanbul, İzmir, Selanik, Limni, Trabzon, İskenderun, Bandırma, Edremit, Adapazarı ve İzmit dikkat çekmektedir.

 

Türkiye’nin çeşitli yerlerinde Yahudilerin yanı sıra Ermeni ve Türkler arasında da tenekecilik mesleğiyle uğraşanlar mevcuttu. Elbette, bu meslek mensuplarının milliyetlerine göre dağılımı, bulundukları yöreye göre de değişiyordu. Örneğin Kayseri’de, 1843 tarihli Cizye Defterleri’ne göre şehirdeki 8 tenekeci esnafının 3 tanesi Ermeni, 1 tanesi Yahudi, 4 tanesi de Türktü.¹ Bu oran, Batı’ya gittikçe Yahudiler lehine değişmekteydi. Ancak şehir bazında, bu işkolunda çalışanların sayısı ve dağılımı konusunda yeterli araştırma mevcut değildir.

 

Osmanlı arşivlerinde, bazen adli nedenlerle, bazen de yangın gibi olaylar vesilesiyle tenekeciler hakkında münferit kayıtlara tesadüf edilmektedir. Örneğin, 1844 yılına ait bir belgede, Limni Adası’nda tenekecilik yapan Yahudi Yako’nun İzmir’e giderken yolda bir cinayete kurban gitmesiyle ilgili bir soruşturma kayıtlara girmiştir. Yine arşiv belgelerinden, 1858 yılında İstanbul Galata’da, Kulekapısı civarında yanmış tenekeci dükkânlarının bir başka yere taşındığını öğreniyoruz.² 1867 yılında ise Tenekeci Yorgi’nin, Adapazarı’ndaki 16 tenekeci dükkânı adına, çifte vergilendirmeden dolayı resmi mercilere itirazda bulunduğunu anlıyoruz.³

 

Osmanlı İmparatorluğu’nda sanayi üretimi büyük ölçüde insan gücüne dayanan küçük işyerlerinde gerçekleştiriliyordu. Çoğunlukla küçük çaplı atölyelerinde bizzat kendileri çalışmak suretiyle üretim yapan zanaatkârlar, yerel ölçekte çalışıyor ve ürünlerini ancak yakın pazarlara satıyorlardı. Makineleşme oranı son derece düşüktü. Seri üretim olmadığından yerli üreticiler ne teknoloji, ne kalite, ne de fiyat açısından, sanayi devrimini tamamlamış Batılı ülkelerin ezici rekabetiyle yarışabilecek durumda değildi.

 

Teneke eşya imalatı, Osmanlı döneminde hiçbir zaman büyük ölçekli bir sanayiye dönüşmedi. İşlerini küçük atölye ve dükkânlarda, tümüyle el işçiliğiyle yürüten tenekeci esnafı çeşitli kaplar, kovalar, güğüm, huni, yoğurt tepsisi, su maşrapası, gaz ve yağ tenekeleri, lamba, maltız, tepsi, semaver, sandık ve soba borusu gibi eşyalar yaparlar ya da tenekeden yapılmış eşyaları onarırlardı. Teneke levhalar evlerin çatılarında su oluğu, oluk kovası, çörten, saçak, sundurma örtüsü ve saçak borusu olarak da kullanıldığından, bu işlerle uğraşan seyyar tenekeciler mahalle mahalle gezerler ve ihtiyaç sahiplerine hizmet verirlerdi.

 

Tenekeci ustalarının en temel malzemesi bir mangal ile fazla yüksek olmayan bir tezgâhtı. Teneke levhalar farklı şekillerdeki örsler üzerinde tokmakla dövülerek biçimlendirilir, sonra da kenarları lehimlenerek birleştirilirdi. Lehimleme işi için kullanılan havya, bakırdan yapılmış bir çekici andırırdı. Bir kenarı bıçak gibi dar, diğer tarafı geniş olan havya, mangaldaki ateşte iyice ısıtılırdı. Teneke ustası, lehim yapmadan önce çalışacağı yeri tuzruhuyla siler, ardından havyasının ağzını nişadır kalıbına bastırarak lehimleme işine başlardı. Çubuk şeklindeki lehim, havyanın ucuyla eritildikten sonra kaynak yapılacak yüzeye sürülürdü. Bakır havya aynı zamanda lehim olacak parçayı da ısıttığından, iyice sıvılaşmış olan lehimle birleştirme işi kolayca gerçekleştirilirdi.

 

Tenekeciler, geleneksel Osmanlı şehir düzeninde, diğer esnaf ve zanaatkârlar gibi çarşı bölgesinde toplu bir şekilde faaliyet gösterirlerdi. Bir cami ya da bedesten çevresinde oluşan çarşının merkezinde, şehir halkına ya da dışarıdan gelenlere satış yapan esnafın yer aldığı bir kuşak yer alırdı. Bu kuşak içinde aynı zamanda han, hamam, mescit ve kıraathane gibi yapılar da bulunurdu. Tenekeciler ise, çevreye rahatsızlık verebilecek debbağhane (tabakhane), keçehane, boyahane, demirci, bakırcı ve kazancılar gibi diğer imalatçılarla birlikte, genellikle çarşı sisteminin en dış kuşağında yer alırlardı.4ni küçük atölye ve dükkânlarda, tümüyle el işçiliğiyle yürüten tenekeci esnafı çeşitli kaplar, kovalar, güğüm, huni, yoğurt tepsisi, su maşrapası, gaz ve yağ tenekeleri, lamba, maltız, tepsi, semaver, sandık ve soba borusu gibi eşyalar yaparlar ya da tenekeden yapılmış eşyaları onarırlardı. Teneke levhalar evlerin çatılarında su oluğu, oluk kovası, çörten, saçak, sundurma örtüsü ve saçak borusu olarak da kullanıldığından, bu işlerle uğraşan seyyar tenekeciler mahalle mahalle gezerler ve ihtiyaç sahiplerine hizmet verirlerdi.

 

Tenekeci ustalarının en temel malzemesi bir mangal ile fazla yüksek olmayan bir tezgâhtı. Teneke levhalar farklı şekillerdeki örsler üzerinde tokmakla dövülerek biçimlendirilir, sonra da kenarları lehimlenerek birleştirilirdi. Lehimleme işi için kullanılan havya, bakırdan yapılmış bir çekici andırırdı. Bir kenarı bıçak gibi dar, diğer tarafı geniş olan havya, mangaldaki ateşte iyice ısıtılırdı. Teneke ustası, lehim yapmadan önce çalışacağı yeri tuzruhuyla siler, ardından havyasının ağzını nişadır kalıbına bastırarak lehimleme işine başlardı. Çubuk şeklindeki lehim, havyanın ucuyla eritildikten sonra kaynak yapılacak yüzeye sürülürdü. Bakır havya aynı zamanda lehim olacak parçayı da ısıttığından, iyice sıvılaşmış olan lehimle birleştirme işi kolayca gerçekleştirilirdi.

 

Tenekeciler, geleneksel Osmanlı şehir düzeninde, diğer esnaf ve zanaatkârlar gibi çarşı bölgesinde toplu bir şekilde faaliyet gösterirlerdi. Bir cami ya da bedesten çevresinde oluşan çarşının merkezinde, şehir halkına ya da dışarıdan gelenlere satış yapan esnafın yer aldığı bir kuşak yer alırdı. Bu kuşak içinde aynı zamanda han, hamam, mescit ve kıraathane gibi yapılar da bulunurdu. Tenekeciler ise, çevreye rahatsızlık verebilecek debbağhane (tabakhane), keçehane, boyahane, demirci, bakırcı ve kazancılar gibi diğer imalatçılarla birlikte, genellikle çarşı sisteminin en dış kuşağında yer alırlardı.⁴

 

1 Doğan Yörük, “H.1259/M.1843 Tarihli Cizye Defterleri’ne Göre Kayseri’de Rum ve Ermeniler,” Turkish Studies, Sayı 8/11 (2013), s. 447.
2 BOA, Hariciye Nezareti Mektubi Kalemi, Belge No. 267/96, 29 Rebiyülahir 1275 (6 Aralık 1858).
3 BOA, Meclis-i Vala, Belge No. 532/19, 22 Zilhicce 1283 (27 Nisan 1867).
4 Mehmet Sait Şahinalp ve Veysi Günal, “Osmanlı Şehircilik Kültüründe Çarşı Sisteminin Lokasyon ve Çarşı İçi Kademelenme Yönünden Mekânsal Analizi,” Millî Folklor, Sayı 93 (2012), s.167.

 

gelisim-3

 

 prev     book     next