Teneke Müzesi | Türk Teneke Ambalaj Tarihçesi | Teneke üzerine baskı teknolojisinin gelişimi
15787
page,page-id-15787,page-template-default,ajax_fade,page_not_loaded,,vertical_menu_enabled,no_animation_on_touch,paspartu_enabled,paspartu_on_top_fixed,paspartu_on_bottom_fixed,vertical_menu_inside_paspartu,side_area_uncovered_from_content,qode-theme-ver-7.4,wpb-js-composer js-comp-ver-4.5.2,vc_responsive
 

Teneke üzerine baskı teknolojisinin gelişimi

 

Baskı makineleri, matbaalar.

 

Teneke, porselen ve cam üzerine baskı yapılması ile ilgili ilk patent 1871 yılında Fransız Hugueney tarafından alındı. Hugueney’in patent başvurusunda, mürekkebin transferinde kauçuk membran kullanılacağı yazılıydı.

 

Bu patent başvuruluşundan 7 yıl sonra, 1878’de Trottier & Missier isimli Fransız firması benzer bir patent aldı. Voirin firmasının katkıları ile ilk ofset matbaa makinesi Paris’te yapıldı.

 

alet-11

alet-12

Voirin’in 1884 yılında Bekkers firmasına sattığı matbaa makinesi ve şeması.

 

Kaynak: Bu bölümde F.A.Jansen’in yazdığı Betoverend blik (The magic of tins) isimli kitap ve Evert Van De Weg’in arşivindeki resimlerden faydalanılmıştır.

 

Hugueney’in bir matbaa makinesi yapıp yapmadığı bilinmemektedir, fakat 1871 yılından sonra İngiltere’de, Hugueney’in patentinden faydalanılarak teneke üzerine baskı yapmak için bir matbaa makinesi geliştirildi. Matbaacılık tarihinde çok önemli bir yıl olan 1875’in Mart ayında, İngiltere’de Robert Barclay ve John Doyle Fry tarafından, çok önemli bir patent alındı. Patent başvurusunda Paris’te yaşayan Henry Baber’in verdiği bilgilerin de kullanıldığı ifade ediliyordu.

 

Bu patentin en çarpıcı özelliği, görüntünün taş baskı tekniği veya oyulmuş tahta kullanılarak önce karton, sonra teneke üzerine transfer edilmesidir. Bu teknikte, karton ve teneke levha beraberce matbaa makinesine beslenmekte ve önce karton üzerine yapılan baskı, daha sonra hızla teneke üzerine transfer edilmekteydi.

 

alet-13

alet-14

Taş baskıda kullanılan taşlar

alet-15

Taş baskıda kullanılan taşların hazırlanması.

 

Robert Barclay çalışmalarını hızlandırarak Temmuz 1875’te bir patent daha aldı. Bu kez başvurusunda eski ortağı Fry’ın adı geçmiyordu. Yine özel kartondan da bahseden bu başvurunun en can alıcı noktası, kartonun bir silindirin (kazanın) etrafına sarılmış olmasıydı. Karton görüntüyü üstünde dönen mürekkeplenmiş taş kazandan almaktaydı. Bu yeni dizaynın diğer bir önemli özelliği de karton sarılı kazanın altında basınç kazanı denilen diğer bir kazanın olmasıdır. Teneke levha, alt basınç kazanı tarafından tutulmakta ve levha basınç kazanı ile özel karton sarılı kazan arasından geçerken, tenekenin üzerine özel karton tarafından görüntü transfer edilmektedir. Karton da görüntüyü üzerindeki litografik taştan almaktadır. Bu şekilde “ofset baskı tekniği” doğmuş ve çok renkli baskı yapmak mümkün hale gelmiştir. Barclay, projesine Fransa’dan da patent almıştır.

 

Barclay bu patentini kullanmamış, haklarını kibrit üreticisi Bryant & May’a devretmiş, onlar da İngiltere’nin Reading kentindeki Huntley Boorne & Stevens firmasına lisans vermişlerdir.

 

İngiliz mühendislik firmalarından Hopkinson & Cope, Barclay’in projesine göre bir ofset matbaa yapmıştır. Bu matbaa makinesi Hurtley, Boorne & Stevens firmasında 1910 yılına kadar çalışmıştır. Huntley, Boorne & Stevens matbaa makinesinin bütün haklarını elinde tutuğundan, 1889 yılına kadar diğer firmalar eski teknikle baskı yapmak zorunda kalmışlardır. 1889 yılından sonra baskılı kutular piyasada daha çok görülür hale gelmiştir.

 

Bir süre sonra özel kartonun yerini kauçuk blanketler almış ve her matbaa hattı yalnız bir renk baskı yapmıştır. Aşağıdaki resimde görüldüğü gibi, teneke levhalar bir kişi tarafından makineye beslenmekte ve makinede iki silindir arasında baskı yapıldıktan sonra arka taraftan elle alınıp tel kafesli arabalara dik vaziyette konuluyordu. Araba üzerindeki kafesler dolduktan sonra araba büyük bir kutuya benzeyen fırının içine yerleştiriliyor, fırın ısıtılıp teneke üzerindeki mürekkebin kuruması sağlanıyordu. Yıllar geçtikçe matbaa hatlarında önemli yenilikler yapıldı. Önce besleme ve istifleme otomatik hale getirildi. Kafes fırınların yerini, tünel fırınlar aldı. Başlangıçta Kıta Avrupası’nda Voirin ve Koch matbaa makineleri en meşhur matbaa makineleriydi. 1884 yılında Voirin’i Bekkers firması satın aldı.

 

alet-16

1920 yılında Hollanda, Krommenie fabrikasındaki bir teneke matbaa hattı. Tel kafesli arabalar ve duvara gömülü seri halindeki fırınlar resmin solunda yer almaktadır.

 

1880 yılı civarında Amerika’da baskıda kullanılan taş yerine, kağıt matbaalarında çinko veya alüminyum kullanılmaya başlandı. Daha sonra bu uygulama teneke matbaalarına da geçti. Bu sayede teneke matbaa hatları çok hızlandı. Elle beslemeli matbaa hatları saatte 500 levhaya baskı yaparken, 1930 yıllarında otomatik beslemeli ve tünel fırınlı baskı hatları saatte 6000 levha basabilecek duruma geldiler.

 

alet-17

1930’larda bir otomatik baskı hattı.

 

Her ne kadar hatların hızı 6000 levha gözükse de, pratikte hızları 3000 levha civarında kalıyordu. 1950’li yıllara kadar hatlar tek renkliydi. Daha sonra matbaa makineleri arka arkaya dizilerek 2 ve 3 renkli baskı hatları yapıldı. Artık baskı kazanının üstüne blanket sarılıyordu. Hat hızları da saatte 4500 levhaya çıkmıştı. Crabtree ve Mailänder teneke baskı makineleri en iyi bilinen matbaa makineleriydi. En iyi tünel fırın markası olarak, LTG ve Wellman ön plana çıktı. 1990’lı yıllara gelindiğinde artık 5 -7 renkli baskı hatları yapılabiliyordu.

 

alet-18

1930’lu yıllarda kullanılan bir kamera.

 

2000’li yılların başından itibaren kâğıt baskı makinelerinden teneke baskı makinelerine dönüştürülen, UV mürekkep kullanan ve kısa bir UV ışıkla kurutma bölümü olan eski hatlara göre çok daha kısa, baskı hatları yapılmaya başlandı. Bu hatların saatlik katalog kapasitesi 10.000 levha, pratikte ise 7000 levha/saat civarındaydı.

 

alet-19

alet-20

Metalstar modern UV baskı hattı

 

Lak ve baskı fırınları

 

Teneke üzerine atılan lakların, yapılan baskıların muhakkak bir fırında yüksek bir sıcaklıkta kurutulması gerekmektedir. Bu fırınların gelişmesini incelersek baskı teknolojisinin kurutma teknolojine çok bağımlı olduğunu görürüz. İlk fırınlar yakıt olarak şehirlerdeki havagazını kullanıyorlardı.

 

Kutu şeklindeki olan bu fırınlara “kafes fırın” (chamber oven) denirdi. Araba üstünde bulunan kafeslerin arasına konan basılmış teneke levhalar, araba dolunca fırının içine konurdu. Araba üzerindeki kafesler iki şekilde olabiliyordu. Genelde levhaların dikey durduğu kafes şekli tercih edilirken, bazı kafeslerde levhalar yatay durumdaydı.

alet-21

Kafes fırına yükleme yapılırken.

 

Bu fırınlar, havagazı kullanılarak ısıtılıyordu. Havagazı ile ısıtılan bu fırınlarda sıcaklık 65°C civarındaydı ve kuruma süresi laklar için çok uzundu. 1900’lü yıllarda bir gold lakın bu tip fırınlarda kuruma süresi 2,5 saat civarındaydı. 1920 yılı civarında tünel fırınlar yapılınca sıcaklık 180-210°C’ye kadar çıktı ve süre ise 35-40 dakikaya indi. Modern fırınların yapılması ve lak teknolojisindeki gelişmelerle bugün 9-12 dakikada kurutma işlemi bitmektedir. UV kurutmada ise süre saniyeler ile ifade edilmektedir.

 

alet-22

İlk tünel fırınlar

 

Laklar ve Mürekkepler

 

Baskı ve kurutma teknolojisi değiştikçe, laklarda ve mürekkeplerde de ciddi değişiklikler yapıldı. Baskı ve laklama bölümünde çalışanların devamlı olarak kimya sanayisinden isteklerde bulunması neticesinde, kimya sanayisinde yaşanan gelişmelerin lak ve mürekkeplerin gelişimi üzerinde önemli etkileri olmuştur. Günümüzde ise kullanılan lakların insan sağlığına zararlı maddeler içerip içermediği çok ciddi şekilde araştırılmakta ve gerektiğinde bazı kimyasalların değiştirilmesi talep edilmekte veya bu kimyasalların kullanımı yasaklanmaktadır.

 

alet-23

1930’lu yıllarda bir lak ve mürekkep üretim tesisi

alet-24

Eski bir laklama tesisi
Kaynak: F.A. Jansen, The magic of tins. Dutch industrial decorated printed tins 1880-2000, Deventer, Gemeentemuseum (2000)

 

 

 prev     book     next